Dijital Fotografta Beyaz Ayarı

Genel - 24/10/2012 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin 2012 Eylül sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı ve fotoğraflar eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

FOTOĞRAFTA BEYAZ AYARI

Eğer özel bir etki peşinde değilsek, çıplak gözle gördüğümüz veya algıladığımız renkleri fotoğraflarımızda da aynı şekilde elde edebilmek, etkili bir fotoğraf için şarttır. Bu yazımızda renkleri doğru olarak elde edebilmek için beyaz ayarının nasıl kullanıldığına bakacağız.

Beyaz Ayarı Nedir?

Fotoğraflarımızı gerçek dışı renk sapmalarından arındırarak renkleri doğru olarak kayededebilme işlemini beyaz ayarı sayesinde yapıyoruz. Beyaz ayarı doğru şekilde kullanıldığında, beyaz renkler gözümüzle gördüğümüz haliyle fotoğraflarımızda da beyaz çıkar, diğer renkler de buna bağlı olarak gerçekte algıladığımız şekilde yansıtılır. Fotoğraf makinamızdaki beyaz ayarı işlemi, fotoğraf çekilen ortamdaki ışık kaynağını sıcaklığını (sıcak ya da soğuk) esas alarak yapar.

Gözümüz ışık kaynağından bağımsız olarak renkleri doğru algılamamızı sağlar ancak dijital makinelerde daha hassas olarak ayar gerekmektedir. Makinemizde beyaz ayarını otomatiğe bırakabilir, ya da daha doğru ve güvenilir bir ayar için ışık kaynağına göre kendimiz ayarlayabiliriz.

Işığın Sıcaklığı Nedir?

Işığı tamamiyle soğuran siyah bir gövdenin değişik derecelerde ısıtılmasında aldığı farklı renk bize ışığın sıcaklığını verir. Örneğin belli bir ısıda ısıtılan metal bir parça kırmızımsı bir ışık yayarken sıcaklığın artırılmasıyla bu renk değişir, önce beyaz, ardından da mavi renge dönüşür.

Çevremizdeki ışık kaynakları genelde ısıtılan bir siyah gövde gibi hareket ettiklerinden yaydıkları ışığı tanımlamada bu cisimlerin o ışığı verebilmeleri için gereken ısınma dereceleri kullanılır. Işığın sıcaklığı, birim olarak Kelvin ile ölçülür (gösterimi K). Düşük sıcaklıktaki ışık daha kırmızımsıdır, yüksek sıcaklıktaki ışık daha mavi tondadır. Bazı ışıklı ortamların Kelvin cinsinden ısısı şöyledir:

Beyaz Ayarı Nasıl Yapılır?

Dijital gövdelerde beyaz ayarı bu iş için atanmış bir düğmenin yardımıyla ya da menu sisteminden yapılır (WHITE BALANCE). Tüm makinelerde otomatik beyaz ayarı opsiyonu vardır, ancak her ışık koşulunda bu opsiyon en doğru beyaz ayarını sağlamaz. Ortam ışığı çok sıcak ya da çok soğuk olduğunda, ortamdaki cisimler ağırlıklı olarak bir renk tonunda olduğunda, ortamda birden fazla ve değişik sıcalıkta ışık kaynağı oldupunda vs. otomatik beyaz ayarı en doğru sonucu vermeyebilir. Daha doğru beyaz ayarı için bazı ışık kaynaklarına göre önceden belirlenmiş opsiyonları seçebilir, Kelvin cinsinden doğrudan ışığın sıcaklığını girebilir ya da özel beyaz ayarı seçeneğinden faydalanabiliriz (CUSTOM PRESET).

JPEG çekiyorsak doğru renkleri elde edebilmek için beyaz ayarının önceden doğru yapılmış olması gerekir. Beyaz ayarının daha sonra JPEG görüntü üzerinde değiştirilmesi mümkündür ama görüntüde kalite kaybı yaşanması olasılığı vardır. RAW çekimlerde beyaz ayarı daha sonra dosya işlenirken istenen değere değiştirilebilir, dolayısıyla büyük esnekli sağlar.

Beyaz Ayarı Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlar

Çektiğimiz fotoğraflarda beyaz ayarının doğruluğunu yaklaşık olarak LCD ekran üzerinden görebiliriz. Ancak LCD ekranlar tam olarak renk kalibrasyonu yapılmış olmadıklarından bize ancak yaklaşık rengi gösterebilir. Doğru rengi renk kalibrasyonu yapılmış bir monitörde ya da renk yönetimi kontrolünde yapılmış bir baskıda görebiliriz. Yine de arka ekranda renkler gözümüze fazla sıcak (kırmızı) görünüyorsa ışığın sıcaklık ayarını artırarak (Kelvin olarak artırmak ya da seçeneklerde “gölge” gibi daha daha soğuk seçeneği seçerek) doğru rengi elde edebiliriz. Ortamdaki ışık kaynağının Kelvin cinsinden sıcaklığını Renkölçer cihazlar ile yapmak mümkündür ancak profesyonel kullanım haricinde yatırım ve kullanım olarak pratik değillerdir. Dijital kullanım amacıyla üretilmiş ve ortama özel ışık sıcaklığı ayarı yapılmasını sağlayan gri kartlar pratik ve yeterlidir.

Ortamda tek bir ışık kaynağı olduğunda beyaz ayarı yapmak kolaydır, birden fazla ve değişik sıcaklıkta ışık kaynağı olduğunda doğru beyaz ayarı yapmak zorlaşır. Özellikle tungsten, floresan ve normal ışık kaynaklarının birarada olduğu durumlarda (konserler gibi), ışı kkaynaklarından birine göre yapılacak beyaz ayarı, diğer ışık kaynaklarının düştüğü bölgelerdeki renklerde farklılığa yol açacaktır.

Böyle değişik sıcaklıktaki çoklu ışık kaynaklarında makinelerin bize sunduğu özel beyaz ayarı (CUSTOM PRESEWT) metodunu kullanmak en etkili yoldur. Bunun için bu özeelik seçilerek ortam ışığında beyaz ya da gri bir kartın tüm kadrajı kaplayacak şekilde fotoğrafı çekilir, makine bu çekime kıyasla tüm renklerin ayarını otomatik yapar.

Sonuç

Beyaz ayarı etkili bir fotoğraf elde etmek için en önemli unsurlardan birisidir. Doğru beyaz ayarı bize sadece renkleri en doğru şekilde kareye aktarmamızı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda anlatmak istediğimiz mesajı, konuyu, ortamı, en uygun şekilde ifade etme imkanı sağlar. Otomatik beyaz ayarı her ne kadar bir çok durumda yeterli olsa da, ışık kaynağının cinsi ve kalitesine göre manuel olarak beyaz ayarı girmek ya da özel beyaz ayarı yapmak en etkili sonucu sağlar.

Fotoğrafta Alan Derinliği

Çekim Teknikleri, Çekim Teknikleri, Fotoğrafçılık, Fotoğrafçılık - Çekim Teknikleri, Genel etiketler ile , , , , , , , , - 29/06/2012 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin 2012 Temmuz sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı ve fotoğraflar eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

FOTOĞRAFTA ALAN DERİNLİĞİ

“Arka planı nasıl flu yaparız?” ya da “Fotoğraflarımızda azami net alan nasıl elde ederiz?” soruları, fotoğrafçılığa yeni başlayan ya da ufkunu geliştirmek isteyen tüm fotoğrafçılar tarafından sıkça sorulur. Bu hususla ilgili unsur alan derinliğidir. Bu yazımızda alan derinliğini nasıl kontrol edebileceğimizi inceleyeceğiz.

Alan Derinliği Nedir?

Alan derinliği, netleme yaptığımız objenin önünden başlayıp arkasındaki bir noktaya kadar devam eden fotoğrafta net olarak algıladığımız mesafedir. Bu mesafeyi az tuttuğumuzda konuyu izole eder ve belirginleştirir, arka planı netsiz, flu hale getirmiş oluruz. Alan derinliğinin çok olduğu fotoğraflarda derinlemesine büyük bir alan net gözükür. Özellikle portre çekimlerinde alan derinliğinin olabildiğince az olmasını tercih ederiz. Böylece konu arka plandan izole edilerek belirginleşir. Keza manzara çekimlerinde ön plandan arka plana kadar tüm detayları net görebilmek için alan derinliğini artırmak isteriz. Alan derinliğini kontrol ederek fotoğrafta farklı sonuçlar ve etkiler elde etmek mümkündür.

Alan Derinliğini Nasıl Kontrol Ederiz?

Algılanan alan derinliğini üç unsur belirler. Bu unsurların bir veya bir kaçını kontrol ederek istediğimiz alan derinliğini elde ederiz:

  1. Diyafram
  2. Konuya olan uzaklık
  3. Lensin odak uzunluğu

Diyafram

Kullandığımız lens ve konuya olan uzaklığımız değişmedikçe, diyafram ne kadar kısıksa alan derinliği o kadar fazla olur. Örneğin üç metre mesafeden bir portre çekiyorsa f/4 değeri bize sığ bir alan derinliği verirken, f/8 değeri daha fazla bir alan derinliği sağlar. Diyafram ne kadar açıksa, alan derinliği o kadar az olur. Kapalı diyafram (büyük f değeri) alan derinliğini artırır.

Konuya Olan Uzaklık

Kullandığımız lens ve diyafram aynı kalmak kaydıyla, konuya olan mesafemiz değiştikçe alan derinliği değişir. Konuya ne kadar yakınsak alan derinliği o kadar azdır. Mesafemiz arttıkça alan derinliği de artar. Örneğin 50mm bir lensle f/5.6’da bir portre çekiyor olalım. Portreyi 2 metreden çektiğimizde oluşan alan derinliği, 4 metreden bir çekim yapmaya kıyasla daha az olacaktır, konu arka plandan daha izole olacaktır.

Lensin Odak Uzunluğu

Konuya olan mesafe ve diyafram değişmedikçe geniş açı lensler (kısa odak uzunluğu), tele lenslere kıyasla daha fazla alan derinliği algısı yaratırlar (teoride odak uzunluğu alan derinliğini etkilemez). Örneğin 28mm ile çektiğimiz bir manzarada ön plandaki bir ağaçtan arkadaki dağlara kadar olan bir alan net gözükürken, 85mm ile çekim yaptığımızda alan derinliği daha az olacaktır.

Hepsini Birleştirdiğimizde

Alan derinliğini etkileyen unsurların hepsini aynı anda kullanarak istediğimiz etkiyi elde edebiliriz. Her üç unusuru aynı anda kullanamadığımız durumlarda tek bir unsur bile istediğimiz sonucu verebilir. Örneğin arka planı uçurmak istediğimiz bir portre çekmek istiyorsak olabildiğince uzun odaklığa sahip bir lens kullanır,  mümkün en açık diyaframı seçer (büyük f değeri) ve konuya yakın bir mesafeden çekim yaparız. Öndeki bir taştan ufuk çizgisinde yer alan gemilere kadar olan bir alanı net olarak görmek istediğimiz bir fotoğrafı çekerken daha geniş açı tercih eder ve diyaframı kısarız.

Alan derinliği, netleme yaptığımız noktanın önünden başlayıp  arkasında devam eder, ancak önde ve arkada aynı eşitlikte olacak şekilde gerçekleşmez. Geniş açılarda yaklaşık üçte birlik bir bölümü netleme noktasının önündedir, üçte ikilik kısım netleme noktasının (konunun) arkasındadır. Lensin odak uzaklığı arttıkça bu oran yarı yarıya yaklaşır.

Elde etmek istediğimiz alan derinliğine göre lens, diyafram ve mesafe seçimimizi yaparken netliğe etki eden faktörleri de unutmamalıyız. Kısık bir diyafram doğru pozlama için uzun bir enstantane gerektiriyorsa çekimi gerçekleştirirken elimizin titremediğinden emin olmalıyız ya da  konuya olan mesafemizi ayarlarken mesafenin fotoğrafın perspektifini değiştirdiğini unutmamalı, kadrajımızı buna göre ayarlamalıyız.

Alan derinliği yaratıcı fotoğrafçılıkta en etkili unsurlardan birisidir. Alan derinliğini bilgisayar ortamında suni olarak yaratmak mümkündür ancak bu tür çalışmalar ne kadar ustalıkla yapılsalar ve bazı estetik unsurlar içerseler de fotoğraf çekimi esnasında oluşturulan alan derinliğinin birebir yerini tutmazlar.

Keskin ve Net Fotoğraf Nasıl Çekilir?

Çekim Teknikleri, Çekim Teknikleri, Fotoğrafçılık, Fotoğrafçılık - Çekim Teknikleri, Genel etiketler ile , , , , , , , , , , , , , , , - 13/05/2012 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin 2012 Mayıs sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı ve fotoğraflar eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

Keskin ve Net Fotoğraf Çekmenin Püf Noktaları

Keskin ve net fotoğraf çekmek her fotoğrafçının en büyük arzusudur. Yeni başlayanlar kadar tecrübeli fotoğrafçılar bile bazen bunu başaramazlar. Bu yazımızda bunu başarmak için gereken unsurları irdeliyoruz.

Netlik, Keskinlik

Çoğu zaman netlik ve keskinlik aynı anlamda kullanılsalar da teknik olarak farklı unsurlardır. Eğer özellikle tercih edilmiyorsa net olmayan bir fotoğraf makbul değildir. Netlik, fotoğrafta ilgi odağını belirleyen başlıca unsurlardan birisidir. Öte yandan keskinlik, fotoğrafın net olan bölümünün renk, kontrast  ve çözünürlük açısından kalite seviyesini belirler.

Keskin bir fotoğraf için doğru noktaya netleme yapmış olmak önemlidir ama keskinliği garanti etmez. Net ve keskin bir görüntü elde etmek için kullandığımız ekipman kadar ekipmanı kullanım şeklimiz etkili ve belirleyicidr.

Netlik ve Keskinliğe Etki Eden Faktörler

Keskin ve net bir fotoğraf elde etmek için en temel unsur hareketin kontrolüdür. Bu yeterli büyüklükte enstantane kullanımı ve konuyla gövdenin hareketsiz olmasıyla sağlanabilir.  Ancak bir çok diğer faktör sonucu etkileyebilir. Konu ve şartlara göre bu faktörlerden bazıları sonucu büyük ölçüde değiştirebilecek etki yapabilirler.

Optik aksam

Kullanılan lens optik kalitesine göre keskinlikte önemli rol oynar. Her lens belli optik kusurları minimize edecek şekilde tasarlanır ancak hiç biri mükemmel değildir. Lensin çözünürlük kabiliyeti, ışık geçirme oranı, verdiği alan eğimi, zoom ya da sabit odak uzaklıkta olması, optik kusurları yok etmedeki başarısı vs. sonucu etkiler. Bir çok lens en açık diyaframda kullanıldığında en keskin performansı sergilemez. Genel kural olarak diyaframın en açık diyaframdan 2 stop kadar kısıldığı diyafram değeri optimum performans için başlangıç noktasıdır.

Kullanılan lensin performansını etkileyen bir unsur lensin üretiminden kaynaklanan farklılıklardır. Çok hassas üretim kıstaslarına ve kontrollerine göre üretilseler de, tasarım kriterleri içinde bile lens elementlerinin doğru optik düzlemde olmaması gibi sebeplerle aynı tip iki lensin performansı farklı olabilir.  Benzer şekilde sensör-bayonet-lens düzleminin doğru olmaması daha üstün bir performans elde edilmesini engeller. Özellikle sensörlerin piksel sayıları arttıkça en ufak lens kusuru bile görüntüde hemen farkedilebilir performans düşüklüğüne sebep olabilir.

Zoom lenslerin tasarımlarından kaynaklanan bir dezavantajı tüm zoom alanı boyunca aynı performansı verememeleridir. Bazı zoom lensler geniş açı tarafında, diğerleri ise tele tarafta daha iyi sonuç verirler. Kullandığımız aksamın özelliklerini bilmek, bazı durumlarda bizleri hayal kırıklığına uğramaktan kurtarır.

Lenslerde netliği en çok etkileyen unsurlardan birisi kullandığınız sistemin AF performansıdır. Öncelikle lensin gerçekten istediğiniz yere netlediğinden emin olmamız gerekir. Doğru netlik gövde-lens kombinasyonun bir bileşeni olduğundan bazı gövdelerde lens spesifik olarak netleme noktasının ince ayarını yapma kabiliyeti vardır. Aynı lens farklı gövdelerde öne ya da arkaya netleme yapıyor olabilir. Lensle ilgili yapacağımız birkaç test bize böyle bir sorun olup olmadığını gösterir. Vizörde çok net görüp bilgisayar ekranında açıp baktığımızda net gözükmeyen bir çok fotoğraf bu yüzden hayal kırıklığı yaratmıştır.

Filtre kullanımı net ve keskin fotoğraf kullanımında iki taraflı bıçak görevi görebilir. Kalitesiz bir filtre optik performansı çok büyük oranda etkileyebilir. Teorik olarak lensin önüne koyacağımız her optik eleman görüntü kalitesinde kayba neden olur. Bu yüzden bazı profesyoneller koruma amaçlı olarak filtre kullanmazlar, korume ve yandan gelen ışığı da keserek kontrastı artırmak adına parasoleyi tercih ederler.

Hareket

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere netlik ve keskinliği etkileyen en önemli unsurların başında konunun ya da gövde-lens bileşeninin çekim anında sabit olmasıdır. Burada ilk başvurulacak yöntem tripod kullanımıdır, ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda el titremesinden kaynaklanan netsizliğe engel olmak için yeteri büyüklükte enstantane ile çekim yaptığımızdan emin olmamız gerekir. Temel kural en az odak uzaklığının tersi büyüklüğünde bir enstantane kullanmak gerekir (örneğin 100mm odak uzaklığında çekim için 1/100sn enstantane). Ancak filmli gövdeler için geçerli olan bu kural dijital dünyada gerçekten sınır seviyesindedir. Herkesin gövdeyi sabit tutma kabiliyeti de aynı olmadığından bu kuraldaki rakamı bazen 2’yle çarpmak gerekir (örneğin 50mm için 1/100sn).

Lenslerin titreşim engelleme özellikleri yerine göre 1-3 stop kadar avantaj sağlayabilir ama titreşim özelliği doğru tatbik edilmezse bazen tam tersine netsizliğe yol açabilir. Titreşim özelliğinin devreye girip sonuç vermesi çok az da olsa bir süre gerektirir, bu süre zarfında deklanşöre bastığımızda, (örneğin seri kare çekimlerinde) kareyi net yakalayamayabiliriz. Keza titreşim özelliği ancak elle çekimde olduğu gibi, gerçekten titreşim varsa kullanılmaldır. Tripodlu çekimlerde bu özelliğin kullanılması netsizliğe yol açar (bazı lenslerde tripod kullanımı için ayrı titreşim özelliği seçeneği vardır ama pratik sonuçlar bu özelliğin de en üst seviyede çalışamayabileceğini göstermektedir).

Kaliteli bir tripod kullanımı özellikle önemlidir. Tripod’un aksamı taşıyacak güçte olması, rüzgar ve gövdeden kaynaklı her türlü titreşimi emebiliyor olması önemlidir. Bu yüzden kaliteli tripodlar bazen kullandığımız gövde ve lenslerden pahalıdırlar. Bilimsel olarak incelendiğinde aynanın deklanşöre bastıktan sonra yukarı kalkıp gövdeye çarpmasından oluşacak titreşim, tripod üzerinde dahi netsizliğe neden olabilir (bu yüzden üst sınıf gövdelerde ayna kilitleme özelliği –MLU- vardır.)

Şekil 1: Örnek fotoğraf - 200mm, 1/200 sn, tripod üzerinde titreme engelleme yok

Şekil 2: Titreme engelleme olmadan elde çekim

Şekil 3: Titreme engelleme ile elde çekim

Teknik

Net görüntü elde etmede tipik tuzaklardan biri AF sisteminin kullanılmasındaki tekniktir. Örneğin karenin tam ortasındaki netleme gözüyle netleme yapıldıktan sonra deklanşör yarım basılı tutularak netlik sabitlenip çekmek istediğimiz kare tekrardan oluşturulduğunda geometrik olarak konuya olan uzaklık değişir. Bazen bu değişim netsizliğe yol açabilecek büyüklüktedir. Yukarıda verdiğimiz şekilde çeşitli lens kusurları da buna eklenirse (backfocus) bazen net bazen net olmayan tutarsız performansın nasıl olaşabileceğini kestirebilirsiniz.

Kullandığımız sistemin netleme mekanizmasının nasıl çalıştığını, hangi modun ne zaman ne amaçla kullanılacağını bilmemiz çok önemlidir. Bunu referans el kitapçığından öğrendikten sonra pratik yaparak pekiştirmeliyiz. Prensip olarak genelde farklı yapıya sahip olduğundan en ortadaki netleme gözü en etkilisidir. Netleme gözünün gerçek kapladığı alan vizördeki göstergeden biraz farklı olabilir. Durağan cisimlere netlerken anlık netleme, hareketli cisimlerde sürekli netleme olanağı kullanılabilir. Bu tür nüanslar başarılı netlemede kritik rol oynarlar.

Günümüz teknik olanaklarının bize sunduğu bir kolaylık LiveView’dur. Arka LCD ekran üzerinden yapacağımız netlik gerçek sensör üzerindeki netlik olduğunda doğru yapıldığında (genelde manuel netleme) kesin netliği yakalama şansımız olur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda netleme taraması yapılabilir (AF dahi kullanılsa, desteklenen lenslerde her defasında manuel olarak netleme bilezeğinin kullanarak netleme noktasının değiştirilmesi).

Tipod üstünde olsa dahi deklanşöre bastığımızda gövdede titreme yaratırız. Bunu engellemek için deklanşör kablosu kullanabiliriz, ya da zaman ayarı (self timer) özelliğini devreye alabiliriz. Bazı gövdelerde zaman ayarı ile birlikte aynanın çarpmasından sonra oluşan titreşimi engellemek için perdenin açılma süresini geciktirmeyi sağlayan ayar bile vardır.

Sonradan İşleme

Net ve keskin bir fotoğraf elde etmede en son ama en çok etkili unsurlardan birisi de bilgisayar başında yapacağımız müdahaledir. Hiçbir görüntü gövdeden çıktığı haliyle en keskin ve en net halinde değildir. Bunun temel sebeplerinden birisi sensör önünde anti-aliasing adı verilen ve bazı görüntü sorunlarını (moire) yok etmek için bulunan filtredir. Böyle bir filtresi olmayan sensörlerde bile optimum netlik ve keskinlik için görüntü işleme programı yordamıyla USM (unsharp mask) yani keskinleştirme işlemi yapılmalıdır.

Kontrast, algılanan keskinliği artıran bir unsurdur. Sonradan işlemede doğru kontrastın verilmesi fotoğrafın keskin ve net algılanmasını sağlar, ancak doğru tatbik edilmediğinde tersi sonuçlar doğurabilir.

Şekil 4: Sonradan işlemenin etkisi

Sonuç

Keskin ve net görüntü doğru aksam ve tekniğin bileşimidir. Kullandığımız malzemelerin kısıtlarını bilerek doğru tekniği kullandığımızda herkesin hayranlıkla bakacağı güzel görüntüler elde edebiliriz. Bu konuda en pahalı aksama sahip olan değil, aklını ve tekniğini konuyla en iyi birleştiren yaratıcı fotoğrafçılar her zaman başarıya daha yakındırlar.

Işık Ölçüm Sistemleri

Çekim Teknikleri, Çekim Teknikleri, Fotoğrafçılık, Fotoğrafçılık - Çekim Teknikleri, Genel etiketler ile , , , , , , , , , , , - 02/03/2012 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin 2012 Mart-Nisan sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı ve fotoğraflar eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

Işık Ölçüm Sistemleri

Işık Ölçümü ve Pozlandırma

Hangi çekim modunda olursak olalım, pozlandırmanın ne şekilde yapılacağına karar vermek için çekeceğimiz karedeki ışığı ölçeriz. Işık ölçümü sadece bir referanstır,  karenin ortalama olarak aldığı ışığın ölçülmesini sağlar. Gövde, ölçülen bu ışığa karşılık gelecek diyafram ve enstantane değerlerini bize verir. Bu değerleri kullanabildiğimiz gibi, dilersek farklı pozlama ve fotoğrafik etki amacıyla değerleri değiştirebiliriz. Doğru pozlama yoktur, ama tercih edeceğimiz pozlama için ışık ölçümü bize başlangıç bir referans noktası sağlar.

Işık Ölçüm Modları

Modern bir çok fotoğraf makinasında birden fazla ışık ölçümü yöntemi vardır. Işık ölçüm modu olarak adlandırılan bu yöntemler farklı bölge ve ağırlıklara göre bize ışık ölçümü sağlar, hedef diyafram ve enstantane değerlerini belirlememize yardımcı olurlar. Temel olarak üç tip ışık ölçüm modu vardır:

1)  Matris Ölçüm

Karenin belli alanlara ayrılarak her bir alana düşen ışık miktarının ölçülüp daha sonra belli ağırlıklara göre ortalamasının alındığı ölçüm modudur. Ölçümde sadece ışık değil, renk, uzaklık, aşırı parlak noktalar gibi hususları da değerlendirilebilir. Bazı gövde üreticileri odaklama noktasının bulunduğu alana düşen ışığa daha fazla ağırlık verirler, bazıları ortalama değeri alırken hafızasında önceden kaydedilmiş ölçümü belli karelerle karşılaştırır. Çektiğimiz fotoğrafların hemen hemen %95’inde matris ölçüm bize doğru pozlandırma değerini sağlar.

Matris Ölçüm : Matris ölçümde gövde karenin değişik alanlarındaki ışık ölçülerek ortalama ağırlıklı bir ölçüm hesaplanır (1/500, f3.5 ).

2)  Merkez Ağırlıklı Ölçüm

Bu modda gövde, karenin tam ortasındaki dairesel bir alana düşen ışığa ağırlık verir, dairenin dışında kalan yerlerden gelen ışığı değerlendirmez. Dairenin büyüklüğü bazı gövdelerde seçilebilir ama genelde sabittir. Bazı gövdelerde bu alan işaretli olabilir. Karenin ortasına denk gelen objelerin çekiminde sadece objeye düşen ışığı dikkate almak için bu ölçüm modu kullanılabilir.

Merkezi Ölçüm : Merkez ağırlıklı ölçümde gövde karenin ortasındaki alandan ölçüm yapar (1/1000, f3.5 ). Burada merkez beyaz ağırlıklı olduğundan ölçüm sonucu merkezi kaplayan beyaz kare gri çıkıyor.

3)  Spot Ölçüm

Noktasal olarak tabir edilebilecek çok küçük bir daireye düşen ışık miktarının ölçüldüğü moddur. Küçük daire, seçilen netleme noktası üzerine denk gelir. Özellikle doğru pozlama yapılmak istenen küçük bir bölgeye düşen ışığı referans almak için kullanılır. Örneğin arkadan gelen ışığın çok olduğu bir ortamda karanlık kalmış bir yüzü doğru pozlamak için yüz üzerinde gölgedeki alana denk getirilen ölçüm noktası yüzün doğru pozlanmasını sağlar.

Spot Ölçüm Beyazda : Beyaz alandan yapılan spot ölçüm neticesinde beyaz renk gri çıkıyor (1/1000, f3.5 ).

Spot Ölçüm Siyahta : Siyah alandan yapılan spot ölçüm neticesinde siyah renk gri çıkıyor (1/60, f3.5 ).

Spot Ölçüm Kirmizida : Kırmızı alandan yapılan spot ölçüm neticesinde kırmızı renk normal bir tonda çıkıyor (1/160, f3.5 ).

Hangi Ölçüm Modu, Ne Zaman?

Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere ışık ölçümü bize referans bir ölçüm değeri sunar. Ölçüm modlarının nasıl çalıştığını biliyorsak, arzu edilen pozlandırma için hangi ölçüm modunu kullandığımız önemli değildir. Ancak her bir mod bize bazı kolaylıklar sunar.

Hareketli ortamlarda, ışığın yer ve şiddetinin sıkça değiştiği zamanlarda, ölçümü değerlendirmek için fazla vaktimiz olmadığı zamanlarda, genel çekimlerde, manzaralarda, portrelerde matris ölçümü kullanabiliriz. Matris ölçüm çoğu zaman bize doğru pozlandırmayı sağlar, ancak karenin içinde aşırı parlak ve aşırı koyu kısımlar birarada olduğunda ya da bir bölgede baskın şekilde parlak bir ışık kaynağı olduğunda fotoğrafik açıdan istediğimiz sonucu alamayabiliriz. Böyle durumlarda ölçümün yapıldığı bölgeyi belirleyerek (merkez ağırlıklı ya da spot) ölçümü gerçekleştirmemiz daha sağlıklı sonuç verecektir.

Spot ölçüm bir karenin herhangi bir noktasının doğru pozlanması için gereken ölçümü bize verir. Karenin içinde netleme noktasını gezdirerek parlak ve koyu yerlerdeki ışığın miktarını bu şekilde belirleyebilir, özellikle manuel modda çekim yapıyorsak arzu ettiğimiz pozlama kararını buna göre verebiliriz. Çekeceğimiz obje üzerinde yapacağımız bir ölçüm, karenin başka bölgelerinden etkilenmeden objenin doğru pozlanmasını sağlar. Arkadan parlak ışığın geldiği durumlarda bir objeyi doğru pozlandırmada spot ölçüm çok etkilidir.

Merkez ağırlıklı ölçüm daha büyük bir alanda yapılan spot ölçüm gibidir. Örneğin karedeki bir yüzün tamamını ölçüme dahil etmek istersek bu yöntemi kullanabiliriz (ya da yanak gibi bir bölgeden spot ölçüm yapabiliriz). Filmli gövdelerde sıklıkla rastalanan bu ölçüm eskisi kadar rağbet görmemektedir.

Matris ölçümde gövde otomatik olarak ağırlıklı bir ölçüm yaptığından, farklı ışık koşullarında bu yöntemle alınan ölçüm değerini değiştirmek istediğimizde zorlanırız, çünkü gövdenin hangi bölgeden ne ağırlıkla ışığı ortalamasını aldığını bilemeyiz. Bu gibi durumlarda merkez ağırlıklı ya da spot ölçüm bize net bir bölgeye düşen ışık miktarını gösterir. Böylece karenin diğer alanlarına kıyasla bu ölçümü değiştirmek bizim elimizdedir.

Hangi yöntemi kullanırsak kullanalım, ışığı doğru kullanarak bazen gösterilen referans diyafram ve enstantane değerlerinden farklı değerlerle çekim yapmak, yaratıcı fotoğrafçılığın sınırlarını zorlamamızı sağlayacaktır.

Makro Çekime Giriş

Genel etiketler ile , , , , , , - 08/01/2012 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin Ocak 2012 sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

MAKROYA GİRİŞ

Makro nedir?

Yakın çekim vasıtasıyle nesnelerin büyütülerek çekilmesine makro çekim diyoruz. Tanımı esnek olmakla birlikte makro çekimde bir cismin görüntüde gerçek boyutunu vermesi kastedilir, yani gerçek hayatta 1 cm olan bir nesnenin görüntüsü sensör üzerinde de 1 cm olacak şekilde görüntü sağlar. Buna 1:1 büyütme diyoruz. Bu ifade sensör üzerindeki görüntünün gerçek görüntüye oranını verir. Örneğin cismin gerçek hayattaki boyutu sensör üzerindeki boyutunun yarısıysa 1:2 büyütme, sensör üzerindeki boyut gerçek boyutun iki katıysa 2:1 büyütme şeklinde ifade edilir.

Makro lens nedir?

Genelde başka bir aparata gerek kalmadan 1:1 büyütmeye imkan veren lenslerdir. Makro lens normal lens odak uzaklığında olup (örneğin 50mm, 105mm) optik tasarımı sayesinde normal bir lensten çok daha yakına odaklama imkanı sağladığından nesnelerin büyük boy olarak görüntülenmelerini sağlar. Tabii daha uzak mesafelerdeki nesnelerin çekimlerinde normal odak uzaklığındaki herhangi bir lens gibi işlev görürler. Bazı zoom lensler aynı zamanda makro olarak da adlandırılırlar, ancak gerçek anlamda makro lens değildirler. Sadece biraz daha yakından netleme imkanı verirler, büyütme oranları gerçek makro lense göre daha küçüktür (örneğin 1:4), optik olarak da makro çekimlerde gerçek makro lenslere göre daha kötü bir performans sergilerler. Ancak sağladıkları kolaylık, tele özellikleri sayesinde nesnelerin yakın çekimleridir.

Normal bir lensle makro çekim yapılamaz mı?

Tabii ki yapılabilir. Bunun için bazı yardımcı unsurlardan faydalanılır.

Close-up filtre: büyüteç görevi gören bir filtredir. Lensin odaklama mesafesini yakınlaştırır ve yakın çekime olanak sağlar.

Uzatma Tüpü: En hesaplı seçeneklerden birisidir. Lensle gövde arasına takılan, içi boş bir halkadır. Lensin gövdeye olan uzaklığı arttıkça görüntünün boyu büyür. Çeşitli boylarda uzatma tüpü olabilir, tipik olarak üçlü setler halinde satılırlar. Uzatma tüpleri eklenerek uzatma boyu (büyütme boyu) artırılabilir.

Körük: İşlevsel olarak uzatma tüpüyle aynıdır ancak daha fazla uzatmaya imkan sağlayarak büyütme oranının artmasını sağlar. Aynı zamanda makro lenslerde de benzer şekilde kullanılabilir.

Lensi gövdeye ters bağlama: Özel bir halka vasıtasıyla normal bir lensin gövdeye ters olarak bağlanmasıdır. Lens AF dahi olsa sadece manuel olarak netlenebilir ama optik düzeneğin ters çevrilmesiyle artık bir makro lens görevi görür.

Lensi bir tele lense ters bağlama: Özel bir halka vasıtasıyla tele bir lens önüne daha az odak uzaklığına sahip bir lensin ters bağlanmasıdır. Tele lensin odak uzaklığının bağlanan lensin odak uzaklığına oranı mertebesinde büyütme elde edilir.

Telekonvertör kullanımı: Yukarıdaki yardımcı unsurlarla gerçekleştirilen bir makro çekimde büyütmeyi artırmak için kullanılırlar.

Makro çekimde dikkat edilecek bazı hususlar

Makro çekimlerde ışık, çalışma (netleme) mesafesi, alan derinliği, kullanılan aksamın sabit olması aşılması gereken en önemli engellerdir. Büyüme oranı arttıkça efektif diyafram normal diyaframdan daha kısıktır. Örneğin uzatma tüpü kullandığımızda f5.6 diyaframdaki bir lens f8 veya f11 diyaframdaki gibi daha az ışık alır. Dolayısıyla makro çekimlerde konun doğru ışık alması önemlidir. Bu sebeple normal flaş ya da normal flaşa göre daha küçük bir alana daha az şiddetle ama düzgün dağıtılmış olarak ışık sağlayabilen makro flaşlar kullanılır. Netleme genelde manuel olarak yapılır. Bunun sebebi bu şekilde en hassas netlemenin elde edilebilmesidir, ya da zaten kullanılan metoda göre başka seçenek yoktur (örneğin lens ters bağlıysa AF çalışmaz). Kompozisyonu oluşturmak ve çekime hazırlık aşaması, makro çekimlerde en çok zaman alan işlemdir.

Alan derinliği makro çekimlerde milimetreler mertebesinde sığdır. Bu sebeple f11’den başlayarak mümkün en ksıık diyaframa kadar (f22,f32) diyaframı kısmak gerekecektir. Bu sebeple netlemenin doğru noktaya yapılabilmesi büyük önem taşır. Kullanılan aksama göre çekilen cisme olan uzaklık (netleme mesafesi) lensin ön yüzeyinden bir kaç santime kadar inebilir, daha fazla netleme mesafesi için odak uzaklığı daha büyük lensler kullanmak gerekebilir.

Bir diğer husus tripod kullanımı ve her koşulda çekim anında gövdenin veya konunun hiç bir şekilde hareket etmemesidir. Deklanşör kablosu kullanılması (yoksa self timer) bu sebeple tercih edilir.

Kablosuz Tetikleyiciler

Genel etiketler ile , , , , , , , - 19/12/2011 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin Nisan 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

Kablosuz Tetikleyicilerde Yeni Ufuklar

Fotoğrafçılıkta yapay ışığın yaratıcı şekilde kullanımı amacıyla bir veya daha fazla flaşı (ya da fotoğraf makinesini) uzaktan kumanda etmek her zaman bir ihtiyaç olmuştur. Kablosuz iletişim cihazlarındaki yeni gelişmeler mevcut olanakları artırarak sınırlarımızı genişletiyor. Kablosuz flaş tetikleyicileri artık ileri kontrol imkanları sağlıyorlar.

Nasıl Çalışırlar?

Kablosuz tetikleyiciler optik olarak ya da radyo frekansında çalışırlar. Optik iletişimde her iki ünite birbirini “görmek” zorunda. Radyo frekansında iletişim yapabilen ünitelerin böyle bir kısıtlaması yok, bu yüzden pazara hakim durumdalar.

Kablosuz tetikleyiciler alıcı ve verici iki üniteden oluşurlar. Bazı modellerde aynı ünite hem alıcı hem de verici olarak çalışabilir. Tipik olarak verici ünite fotoğraf makinesinin flaş kızağına bağlanır, alıcı üniteye bir flaş takılarak uzak bir noktaya yerleştirilir, deklanşöre basıldığında uzaktaki alıcıya bağlı flaş patlar. Aynı anda birden fazla uzak flaşı tetiklemek mümkündür. Bunun için birden fazla alıcı ünite kullanılabildiği gibi, uzakta patlayan flaşa “esir” konumunda bir başka flaş da kullanılabilir.

Alıcı ve verici ünite tanımlı bir frekans üzerinden haberleşirler, genelde haberleşme marka ve modele özeldir (markalar arası uyum yoktur). Cihazlarda herkese açık olan 2.4Ghz frekansının yanı sıra daha ileri modellerde Amerika’da FCC uyumlu 344Mhz bandı, Avrupa başta olmak üzere birçok yerde ise CE uyumlu 433 Mhz bandı standart olarak kullanılır (Aynı modelin iki ayrı frekansı destekleyen ve birbirleriyle uyumlu olmayan iki versiyonu olabilir). Profesyonel modeller 400 metreye varabilen mesafelere kadar iletişimi desteklerler. Tetikleyicilere uzaktan çalıştırmak üzere kafa flaşı, paraflaş veya fotoğraf makinesi bağlanabilir.

Tetikleyiciler flaşlardaki üç çalışma modundan (M, A, TTL) genelde iki tanesini desteklerler: otomatik (A modu ) ve manuel (M modu). “A” modunda çakan flaş, gördüğü alanı ortalama %18 griye denk gelecek şekilde aydınlattığında çakma işlemini otomatik olarak tamamlar. Manuel modda, fotoğrafçı flaşın hangi güçte çakacağını (1/2, 1/4, 1/8, 1/16 vs) rehber numarasına göre önceden belirler. Fotoğraf makinesi üzerinden pozlamanın kontrol edilerek çakma şiddeti ve süresinin ayarlandığı TTL (through the lens) modu ise, çoğunlukla desteklenmez.

Temel Kullanım Zorlukları  

Flaş tetikleyicilerin kullanımında karşılaşılan bazı zorluklar marka/model bağımlılığı, yüksek maliyet, çalışma mesafesi sınırı, güvenilirlik ve ileri flaş fonksiyonları kullanamama olarak sıralanabilir. Belli bir mesafeden her defasında güvenilir bir şekilde flaşın çaktırılması karşılaşılabilecek en büyük sorundur.

Önemli bir handikap, özellikle birden fazla flaşın bulunduğu durumlarda TTL desteğinin sağlanmıyor olmasıdır. Uygun pozlama için manuel flaş ayarlarının doğru yapılması gerekir. Flaş ve çekilen konunun sıkça yer değiştirdiği durumlarda her defasında ayar yapmak zaman alıcı ve yorucu olabilir. Ek olarak, flaş senkronizasyon hızının yüksek olması (1/250 sn) ve bu hızın güvenilir şekilde desteklenmesi ayrı bir zorluk teşkil eder.


TTL desteği – Kablosuz Tetiklemedeki Zirve

Yeni nesil kablosuz tetikleyicilerin adreslemeye başladıkları alan TTL desteği. Buradaki güçlük, makineyle flaş arasında TTL için gereken özel iletişimi radyo sinyalleri üzerinden mümkün her flaş ve kamera ayarında çalışacak şekilde geliştirme zorluğu. Şimdiye kadar “TTL pass through” olarak adlandırılan bir olanakla, verici üzerine bağlanan bir flaşta TTL desteklenebiliyordu, ama uzaktaki flaşlarda bu destek sağlanmamıştı (bu konuda Radiopopper öncü bir girişimde bulundu ancak ürün Amerika pazarıyla sınırlı kaldı).

Kablosuz tetikleyicide önder ve bu konuda referans modeller üreten PocketWizard firması ilk önce Canon, daha sonra da Nikon için TTL desteği olan MiniTT1 ve FlexTT5 modellerini üreterek yeni nesil tetikleyicilerin yönünü belirledi. PocketWizard’ın atılımcılığı ve pazardaki yoğun talep bir çok alternatif ürünün tasarlanıp piyasaya sunulmasını sağladı. Bunlar arasında flaş üreticileri olduğu gibi (Elinchrom), kablosuz ürün ailesi geliştiren firmalar (Radiopopper) ve özellikle Uzak Doğu firmaları (Phottix, Yongnuo vs.) var. Son bir kaç yılda seçenekler arttı, birim fiyatlar düştü, yeni fonksiyonlar ve olanaklar desteklenir hale geldi.

PocketWizard – Öncü yine bir adım önde

PocketWizard, profesyonel kullanımda adıyla anılan bir endüstri standardı haline gelmiş durumda. Uzun süre Pocketwizard Plus II ve Multimax ile pazar liderliğini sürdüren firma, yeni ürün ailesinde (MiniTT1 ve FlexTT1) TTL desteğini sağlayarak yenilikçi bir adım attı. TTL, çeşitli marka ve modellerde ya hiç desteklenememiş ya da çok güvenilir bir şekilde çalışmayan yarım kalmış tasarımlarla hayal kırıklığı yaratmıştı. Yeni ürün ailesi fotoğrafçılara bambaşka olanaklar sağlıyor. Tamamen TTL çalışabilme, istediğiniz kadar uzak flaşı gruplayabilme ve bu grupları makinenin tepesindeki bir üniteden ayarlayabilme, diğer çözümlerde ulaşılamayacak büyük bir esneklik sağlamakta.

Yeni nesil PocketWizard tetikleyiciler MiniTT1 ve FlexTT5 isimli iki üniteden oluşuyor. Üniteler marka özelinde geliştirilmiş, her iki ünitenin şu an Canon’da E-TTL,  Nikon’da i-TTL çalışma modunu destekleyen iki ayrı versiyonu var. Pocketwizard kendi uzak TTL destekleme sistemine ControlTL adını vermiş. Uzaktaki bir flaş sanki gövde üzerinde takılı gibi TTL olarak çalışabiliyor.

MiniTT1 boyut olarak çok küçük ve gövde üzerinde kullanılmak üzere tasarlanmış bir verici (alıcı özelliği yok). FlexTT5 hem alıcı hem verici özellikte ve gövde üzerinde kullanıldığında miniTT1 ile aynı işlevselliğe sahip. FlexTT5 arzu edilirse standard vida yuvası ile ışık ayağına yerleştirilebiliyor. Kullanıldıkları çalışma moduna göre (TTL, manuel), cihazlar 400 metreye varan mesafelerde güvenle çalıştırılabiliyorlar.

MiniTT1 ve FlexTT5 ünitelerinin önemli bir özelliği yüksek hızda flaş senkronizasyonu yapabilmeleri. “Hypersync” adı verilen bu özellik, 1/8000’e varan hızlarda uzak TTL flaş desteği sağlıyor. Böylece gövdenin azami senkron hızından bağımsız (genelde 1/250 sn), yüksek hızda flaş çaktırmak mümkün. Bu sayede ışığın fazla olduğu durumda bile açık diyaframda TTL destekli çekim yapılabiliyor.

Her iki ünite üzerinde “TTL-pass through” özelliğini destekleyen flaş kızağı var (işlevsel olarak gövde üzerindeki kızakla aynı), TTL desteği için PC port gerekmiyor. Sistemin yeni bir özelliği, tetikleyicilerin USB port vasıtasıyla bilgisayara bağlanabilmesi. Bu sayede değişik konfigürasyonlar girilebildiği gibi, yeni yazılım güncellemeleri de yapılabiliyor. Bilgisayar bağlantısının mümkün olmadığı durumlarda cihazları sıfırlamak, ya da öğrenme fonksiyonu sayesinde yeni iletişim kanallarını tanıtmak mümkün. Böylece farklı bir kanal ayarına set edilmiş bir cihazı bir diğerine otomatik olarak tanıtabiliyorsunuz. Yeni sistem eski tüm PoxcketWizard ailesi ürünlerle uyumlu. Tabii eski model kullandığınızda tek kaybınız o ürünlerde TTL desteğini kullanamayacak olmanız.

PocketWizard MiniTT1 ve FlexTT5 ile uyumlu çalışabilen bir alan kontrol ünitesi de geliştirmiş. AC3 Zone Controller adı verilen ünite MiniTT1 flaş kızağına takıldığında tüm uzak flaşların güç ayarları bulunduğunuz yerden yapılabiliyor. Diyelim ki üç grup flaşınız var, AC3 üzerindeki düğme ayarlarıyla örneğin sol taraftaki grubun gücünü artırıp, arka plandakilerin gücünü azaltabilir ve/veya sağdakileri tamamen kapatabiliyorsunuz!

Uzak Doğu Çözümleri

Son bir kaç yılda ucuz, belli bir mesafede temel işlevleri gören Uzak Doğu firmalarına ait çözümler piyasada yer edindiler. Jenerik bazı isimler altında benzer çözümler değişik markalarda hayat buldu.

“PT-04” çok popüler olan bir tasarım oldu. Ardından Yongnuo CTR-301 ve Cactus V4 geldi. Basit, plastik, dayanıksız modeller giderek gelişerek daha güvenilir, fonksiyon olarak zengin ve tasarım olarak dayanıklı modellere dönüştüler. Daha sonra çıkan Yongnuo RF-602 ve Phottix çözümleri pazarda önemli bir açığı kapattı. Tabii bu çözümler daha ziyade amatörler ve kendin-yap flaş meraklıları (strobistler) tarafından rağbet gördü.

Bugün geldiğimiz noktada Phottix firması PocketWizard Plus II serisine muadil Atlas serisiyle  büyük sükse yaptı. Yongnuo RF-603 ile tasarımını geliştirdi. Cactus V5 tasarımını geliştirdi. Pixel ileri seviye modeller çıkardı. PocketWizard’ın ileri TTL desteğinin kullanıcılara sunduğu modeller şu an erişilen en üst nokta. Bundan sonra Uzak Doğu kökenli firmaların TTL desteğini geliştirerek rekabeti bambaşka bir noktaya taşıması bekleniyor.

Sonuç

Yakın bir gelecekte teknik hiç bir kıstın olmadığı, yaratıcılığın en üst seviyede gerçekleştirilebileceği fotoğraf sanatçılığı artık herkesin mazeretsiz hedefi olacak gibi görünüyor. Mevcut doğal ışık uzun yıllar fotoğrafçının dostuydu, yüksek ISO ve dijitaldeki gelişmeler bunu bambaşka bir noktaya taşıdılar. Artık mevcut ışık derken sadece doğal ışığın değil, en az onun kadar kaliteli ve doğal görünen yapay ışığın da kablosuz teknolojiler sayesinde fotoğrafçıların emrinde olduğunu söylemek mümkün. Her zaman olduğu gibi yeni aksam yeni olanaklar sağlıyor ama başarılı eserlerin hayat bulması için son sözü fotoğrafçının sanatsal dokunuşu söyleyecek.

Balıkgözü (Fisheye) Lensler

Genel etiketler ile , , , - 19/12/2011 içinde ekgurbuz tarafından

Bu makale, PhotoWorld dergisinin Ekim 2009 sayısında yayınlanmıştır.

Burada yer alan yazı ve fotoğraflar eser sahibine aittir. İzinsiz olarak kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Bu sitedeki çalışmaların tamamının ve/veya bir kısmının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. İzinsiz kullanılarak, alıntı yapılması halinde izinsiz kullananlar hakkında yasal kovuşturma yapılacaktır.

Balıkgözü Lensler –  farklı bir gözlem için nerede, nasıl kullanılırlar?

Tarihçe

Balıkgözü teriminin bir lens çeşidini ifade etmek için kullanılması yüzyılın başlarında Amerikalı fizikçi Robert W. Wood’un yaptığı bazı çalışmalara dayanır. Wood, 1911 yılında yayımlanan “Physical Optics” adlı kitabında bir göl üzerinde ışığın kırılması hususunu anlatırken ilk “balıkgözü” terimini kullanmıştır. Kitapta içi su dolu bir pinhole fotoğraf makinasıyla (kendi balıkgözü makinası) dünyanın nasıl 180 derece ile görüntülenebileceğinden bahseder. Kendi el yapımı makinası ile, 180 derece görüş açısı ile fotoğraflanabilen ilk örnekleri elde etmiştir.

Willy Merte, 1932 yılında yayımlanan “Photographic Lenses” (Fotoğraf Lensleri) adlı kitabında üretilen ilk gerçek balıkgözü lensi R. Hill’e atfeder (R, Hill, A Lens for Whole Sky Photography- Tüm Gökyüzü Fotoğrafçılığı için Bir Lens, 1926 basımlı kitap). Kingslake’in 1989 tarihli “A History of the Photographic Lens” (Fotoğraf Lensinin Tarihçesi) kitabında ilk balıkgözü lensin 1924 yılında “Beck of London” (Londra) üretimi olduğu bilgisi yer almaktadır. Hill’in tasarladığı lens meteoroloji uzmanlarında tüm hava fotoğrafı için kullanılmıştır.

Balıkgözü (Fisheye) Lens Nedir?

Balıkgözü lensler, gözümüzün alıştığı “normal” addettiğimiz görüntüyü veren lenslere göre bazı optik kusurların özellikle düzeltilmediği çok geniş açı lenslerdir.  İlk olarak meteorolojide bulut kümelerinin oluşumunu ve şekillenmelerini incelemek üzere tasarlanan balıkgözü lensler, yarıküre şeklinde bir görüntü alanına sahiptirler.

Balıkgözü lensler kendilerine has görüntü kabiliyetleri nedeniyle genel fotoğraf çekimlerinde yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.  Bu lenslere has fıçı bükülmesi (dışbükey bozulma – barrel distortion), özellikle manzara ve mekan çekimlerinde  abartılı şekilde geniş ve bombeli, değişik bir görüntü etkisi yaratmak için kullanılır.

Filme ya da sensöre düşen görüntünün özelliği açısından iki tip balıkgözü lens vardır. Bunlardan ilkinde (dairesel – circular), görüntü tamamen bir daire olarak sensöre düşer, kalan kısımlar siyah olarak çıkar. İkincisinde ise (tam kare – full frame) fıçı bükülmesi hatası hala belirgin olsa da sensörün tamamına görüntünün düşer. Doğru çizgili görüntü diyagonal olarak 180 derecelik bir alanı kapsar.

Balıkgözü lenslerde odak uzaklıkları kullanılan film formatına göre değişir. 35mm formatında dairesel balıkgözü lenslerde odak uzaklığı tipik olarak 8mm – 10mm, tam kare görüntülü lenslerde ise 15-16mm civarındadır. Daha küçük formattaki sensörlerde (örneğin DX), bu odak değerleri “crop factor” oranında değişmektedir.  Balıkgözü lenslerin tasarımları nihai görüntünün doğru çizgili (rectilinear) özelliklerden feragat edilerek çok geniş bir alanın özel bir eşleşmesiyle dışbükey olarak elde edilmesi prensibine dayanır. Bu özel eşleşme lensin tasarım kriteridir, bu nedenle her balıkgözü lensi görüntüyü aynı şekilde oluşturmaz. Bilimsel uygulamalar için tasarlanmış bazı özel balıkgözü lensler mevcuttur. Lens üreticileri değişik formatlarda kullanılmak üzere odak uzaklığı ayarlanabilir balıkgözü lens üretimine de başlamışlardır.

Nasıl Kullanılır?

Geniş açı çekim kuralları balıkgözü lensler için de geçerlidir. Ön planda dikkat ekici bir objenin bulunması, dik gözükmesi gereken ya da görüş açısı nedeniyle perspektif olarak bozulmamış bir objenin merkezde yer alması ilk dikkat noktalarıdır. Objeler kenarlara doğru gittikçe bozulmaya başlarlar, bu en ufak bir harekette tüm kare boyunca bozulma (distorsiyon) abartlarak  yansıtılır ki, doğru kullanımla sanatsal ve yaratıcı fotoğraflar elde etmek mümkündür.

Balıkgözü ile çekimlerde ana ilgi merkezi olacak bir obje, etraf ne kadar kalabalık olursa olsun, ön plana yerleştirilerek ayrıştırılabilir. Yakın çekimlerdeki bozulma, objenin belli bir özelliğini abartılı şekilde vurgulanmasını sağlar.

Çekimde bakılacak bir diğer husus çizgilerdir. Ancak merkezde yer alan yatay ve dikey çizgiler, eğer lens karşıdan 90 derecelik açıyla bakıyorsa, doğrusal olarak görüntülenirler. Yanlara doğru kaydıkça ve lens yukarı aşağı ya da sağa sola açı yaptıkça düz çizgilerdeki bombeli bozulma artacaktır.

Bir başka kullanım olarak tam kare balıkgözü çekimleri daha sonra bilgisayarda özel bir program vasıtasıyla müdahale edilerek doğrusallaştırılabilir. Bu çekilde oluşmuş fotoğraflarda tipik bir geniş açıya göre daha geniş bir alan görüntülenebilir, çizgiler doğrusal olmakla beraber yanlarda yine normalden farklı bir açılım şeklinde görüntülenirler. Benzer şekilde fisheye lensler panorama çekimlerinde kullanılabilirler, ancak standart lenslerle elde edilen görüntülere göre daha sınırlı bir çalımla imkanı vardır. Üç boyutlu içinde gezinilebilen görüntülerden oluşan çalışmalar, örneğin interaktif sanal gerçeklik uygulamaları, fisheye lenslerin sıkça kullanıldığı bir başka çalışma alanıdır.

Balıkgözü lenslerin bir başka kullanım şekli çok dar bir alanda kareye bir çok obje sığdırılabilmesi gerektiği durumlardır. Kalabalık iç mekanlar, büyük mimari bir yapı, hareketli insanlar vs. değişik diyafram ve enstantane değerlerinde farklı bir atmosfer ve anlatım ile sunulabilir.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.